Ve Kudüs’ü bulup ve de ellerine sarılıp, doya doya ağlasam dediniz.
Nuri Pakdil
Ortadoğu kanayan bir yaradır. Bu yaranın içinde durmaksızın sızlayan bir şehir de vardır ki, Kudüs’tür bu şehir. “Tanrı şehridir Kudüs; gökte yapılıp yere indirilen şehirdir.” Yazar, mütemadiyen umudu çoğaltan gözlerini 23×82 havadan çekilmiş Kudüs resmine diker, uzun uzun bakar. Doyamaz doyamaz bakmaya ve ellerini saatlerce bu resmin üzerinde gezdirir. Bu resmin her milimetre karesinde Filistinli kardeşlerini bulup kucaklar. Filistinli kardeşlerini yeryüzüne sığmayan bir aşkla kucaklar. Dinin evrensel kardeşlik ilkesi birden bire bütün bir yeryüzünü dolaşmaya başlar. Yüreğinin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır. Şehirler bir mekân olmaktan çıkıp yazarın senli benli söyleştiği, dertleştiği birer dosta dönüşmüştür. Büyük bir amaca sahip olmanın, olabilmenin ön koşulu şehirli olmaktır yazara göre. Şehirli olmak vicdanımızı kanatan urlara karşı keskin bir ümmet şövalyeliği yapabilmektir. Şehirli olmak, şirke teslim olmamak demektir. Şehirli olmak âşık olmak demektir. Kudüs olmak, Kudüsleşmek demektir şehirli olmak. Kudüs, bir inadın, bir aşkın, bir eylemin ete kemiğe bürünmüş karasevdasıdır. Yazar, bir Kudüs aşığıdır, Kudüs de yazarın sevdalısı.
Yazar, çantası, yazı makinesi ve havadan çekilmiş Kudüs resmiyle dünyaya, zamana, Tarihe, öğretiye doğru açar kanatlarını. Tarih’in T’sini hep büyük harfle yazar. Bir çekiç gibi tutar bu T’yi ve ciğer doğrar gibi coğrafyamızı doğrayan anamalcıları, karasiyasayı, bozguncuları, fesatçıları yargılar. 1453’le kol kola girer bir zaman sonra. Sonra mütemadiyen Kudüs’ü düşünür yine. Kudüs’ü düşünme saati gelince yerinde duramaz olur. Dilinde sınırları alabildiğince genişlemiş bir coğrafyanın şiiri dolaşır. Bu coğrafyanın kalbidir Kudüs. Bu şiirin başlığıdır Kudüs. Kudüs’u haritanın en mazlum yerinden çıkarıp kucaklamak ister yine. Kudüs’u kucaklamak, Kudüs’ün ellerine sarılıp doya doya ağlamak ister. Ağlar da. Bir başka karasevdası da atına atlamış gelmiştir o sıra yanına. İstanbul’dur bu şehir. Bir zaman sonra bu iki şehri birbirinden ayıramaz olur. Kudüs’ü İstanbul, İstanbul’u Kudüs olarak görmeye başlar. Kudüs ve İstanbul, biri kuzeyden biri güneyden gelip orta yerde buluşurlar ve evrensel bir acıyı paylaşırlar birlikte. Birbirlerinden ayrı düşmenin getirdiği hasretle evrensel bir yüke omuz koyarlar. Karşılıklı konuşurlarken dillerini en çok yakan kelime “ümmet” kelimesidir.
Yazar, modern çağın atı olan uçakta dilinde Yunus’tan şiirler Paris’e gitmektedir. Paris, toprağımıza saplanan “BatıÇivisi”nin yapıldığı yerdir. Ülkemizin pusulası her şartta ve zamanda batıyı gösterirken, yazarın pusulası yine Kudüs’ü gösterir. Kudüs’ü düşünerek gider Paris’e. Kudüs önemlidir çünkü Peygamber’in miracı ilkin Kudüs’ten başlar. İnsanlığı sevmenin, insanlığa yani o muazzam âleme girmenin tek yolu Kudüs’ü sevmekten geçer. Kudüs’ü sevmeden, Kudüs’ü düşünmeden, Kudüs’ün acısıyla acılanmadan kurtuluşumuz mümkün değildir. Biz hiç Kudüs’süz kalmadık ki, der sonra; bu söz özlemenin fitilini ateşler. Paris sokaklarında dolaşırken yine mütemadiyen mekân ötesi bir sorgulama yapar. Paris’e bakar ama gördüğü İstanbul’dur, Kudüs’tür, Müslüman coğrafyadır. Zamanı ateşleyen devrim, mekânı da ateşlemiştir. Yeryüzünün bütün mazlumlarına seslenir sonra: “Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır.” Eğer Kudüs’ü eğer İnsan’ı savunmuyorsak gönüllü bir köleliktir yaşadığımız. Gözle görülmez bir kölelik. Çünkü beynimize zincir vurulmuşsa, ellerimize ayaklarımıza zincir vurulmasının hiçbir önemi yoktur. Gönüllü kölelikten, beynimizi ve yüreğimizi iğdiş eden saldırılardan korunmak için Kudüs’e âşık olmakla işe başlamalıyız. Paris’i dolaşırken Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren yahudileri ve yahudilerin eli kanlı efendileri olan batılı soytarıları kıyasıya kırbaçlar. Kardeşliğin ve dinin evrensel gücüyle kıyasıya tokatlar zalimleri. Dilinde Kudüs, dilinde İstanbul, dilinde Afrika durmadan çiçekler açan bir bahçeye dönüşür.
Yazar, bir var oluş konumlanışının merkez üssü olarak gördüğü Edebiyat’ın yönetimevinde oturmaktadır. Yönetimevinin içinden derin mi derin bir ırmak akmaktadır. Bu ırmak Kudüs’tür. Özlemekten kabarmış bir yürekle ırmağa bakar yazar. Irmağa belki yüz belki iki yüz yıllık bir acıyla bakar. Bu ırmakta parça parça olmuş bir ümmetin acılarına tanıklık eder. Dağılan tespih tanelerini tek tek toplar bu ırmakta. Sonra onları Kudüs imamesiyle birbirine bağlar. Irmağa bakar yine. Irmağa baktıkça ufku açılır, ırmağa baktıkça derisi açılır. Sonra açılan derisinin içine ustalıklı bir şekilde Filistin’i yerleştirir. Hayata dokunurken Filistince dokunur. Göğe bakar, Filistin göğünü de görme özlemiyle yanıp tutuşur. 23×82’ye bakar, Ortadoğu’yu görme arzusu yine başlar türküsünü söylemeye. Musluğu açar, su Filistin akmaktadır. Bir özlem olmaktan çıkmış konuştuğu bir dil olmuştur Filistin. Kudüs bir lügattir. Filistin bu lügatin tek kelimesi. Sonra elleri yine mütemadiyen 23×82 havadan çekilmiş Kudüs’e gider. Bu resim onun hayatıyla özdeşleşmiştir. Nereye giderse, o resim de yanında. Bir kol saati gibi taşır Kudüs’ü. Çünkü Kudüs, zamanı ve insanı en sahih, en doğru gösteren saattir yazara göre.
Yazar, ne zaman Edebiyat’ın kapısını açsa onu ilkin 23×82 havadan çekilmiş Kudüs selamlar. Bu selamlama yazarın içindeki bütün sıkıntıyı giderir. Olağanüstü bir merhemdir bu selamlama. Yazarın içi bu selamla genişler, genişler. Daktilo şeridine taktığı kâğıtların üzerinde Kudüs’ün kokuları, Cezayir atlarına karışır. Ötelerden Afrikalı Bilal’ın ezelin ve ebedin yegâne sahibini ululayan eşsiz sesi de karışır daktilonun tıkırtılarına. Bir çay ister pasajdaki çaycıdan. Çayı içerken çayın kırmızılığından mıdır nedir yine bir Kudüs ırmağı başlar akmaya. Yerinde duramaz olur yine. 23×82’yi alarak caddelere düşer. Caddelere bir atlasın en mazlum yerine düşer gibi düşer. Sorgu başlamıştır. Caddelerde dolaşırken kan ağlayan bir Tarihin sayfalarını teker teker çevirir. Çevire çevire yeniden okur bu kanlı sayfaları. 1917 Kudüs’ün, Filistin’in trajedisinin başladığı tarihtir. 1918, Ortadoğu’yu terk edişin ve uzun sürecek bir ağıdın başlama tarihidir. Ne ki umutsuz da değildir, başını göğe çevirir yeniden. Gökte gördüğü buluttur, yani umut. Gece olur yine bakar göğe. Bulut yoktur belki ama bu sefer de ellerine habire yıldızlar akmaktadır. Yıldızlar ellerine aktıkça olduğu yere oturup hemen Kudüs’ü çağırır yanına. Bu görkemli güzelliği onun da görmesini ister. Kudüs hemen yanı başında belirir. Şafağın ilk zikir saatine dek söyleşirler birlikte.
Kudüs’süz ve İstanbul’suz aşk yoktur yazara göre. İstanbul’u Kudüs’süz, Kudüs’ü İstanbul’suz düşünemez çoğu zaman. Çünkü İstanbul, Mekke’den, Medine’den, Kudüs’ten sonra insanın yaradılışını en iyi, en sağlam gerekçelendirdiği yerdir. Bir de Süleymaniye Camiine başka bir gözle bakar yazar. Süleymaniye, Kudüs’ü dinin evrensel buyruğu gereği sürekli esenlemektedir. Aksa camiiyle Süleymaniye uzak düşmüş iki kardeş gibi hasretle bakışmaktadır uzaktan uzağa. İstanbul ve Kudüs bize verilen iki önemli armağandır. İki önemli lütuftur. Ortadoğu da bunun için bize aittir. Kudüs bunun için bizimdir. Filistin bunun için bizimdir. İntifadada sapanların içine taş koyan ellerden birisi bizim elimizdir. Tankların karşısına çıkıp şehitliğin destanını yazan gençler bizim kan kardeşlerimizdir. Kudüs bizimdir, İstanbul Filistinlilerin.
Yazar Kudüs’ü özler durur böylece, Kudüs de yazarı. İki karasevdalı âşık bir gün gelir buluşurlar belki. Ne var ki onlar kaç zamandır kol kola girip ruhlarıyla söyleşirler.
Kardeşliğin en soylusu, en üretkeni, en devrimcisi, en evrenseli de bu olsa gerek. Şimdilerde yazar, Kudüs’ü düşünme saatlerinde mukavemet atlasında inatla yürümeye devam ediyor. İnatla, sabırla, aşkla…
Peki ya biz? Bizim bir ‘Kudüs’ü Düşünme Saati’miz var mı?
(Bu yazı varlığını şu kitaplara borçludur: Batı Notları, Bir Yazarın Notları 1–3–4, Derviş Hüneri, Ahid Kulesi, Klas Duruş, Kalem Kalesi, Otel Gören Defterler 1/Çarpışan Sesler, Otel Gören Defterler 2/Yazının Epik Resmi Çekildiği Sırada, Otel Gören Defterler3/Büyük Sorgu, Otel Gören Defterler 4/Büyük Sorgu, Otel Gören Defterler 5/Ateş Hattında Harf Müfrezeleri, Otel Gören Defterler 6/Yazmak Bir Mûcize)












tşkler
By: Umut on Mayıs 11, 2009
at 6:20 pm